3NEED.ART
11 Nisan 2026

Evrensel Ahlak Ve Temel İhtiyaçlar: Tarihten Alınacak Dersler

Evrensel Din Ve "Komşunu Kendin Gibi Sev" Yasası

Evrensel din (ahlak) nedir? Gıda ve konut Tanrı'ya aittir ve tüm insanlara garanti edilmelidir.

Evrensel ibadet nedir? "Komşunu kendin gibi sev" davranışlarını yerine getirmek ibadettir. Bu davranışlar şunlardır: Komşumun da karnı acıkır, onu da beslemeliyim; komşumun da güvenli bir barınağa ihtiyacı vardır, onu da kendim gibi barındırmalıyım.

Bu ibadetin dışında kalan tüm ibadetler kişiseldir; ister yapılır, ister yapılmaz. Tanrı'nın yasası, yani ahlak değişmez: Bu yasa #KomşunuKendinGibiSev yasasıdır.

Tarih ve sanat üzerinden bu konuyu öğrenmeye devam edeceğiz.

İçimizdeki İki Ses: Beden Ve Vicdan Çatışması

Şimdi evrensel din konusuna açıklık getireceğim. Öncelikle bahsettiğim şey asla mistik, ruhani bir şey değil. Zaten din demek yasa demektir ve eğer bir grup insan kendi aralarında yasaya uymaya karar verirlerse mutlaka başarılı olurlar. Zor olan başarılı olmak değil, yasaya uymayı kabul etmektir. Bugün dünyada yaşadığımız ekonomik sorunların tamamı “komşunu kendin gibi sev” yasasına uymak istemediğimiz için yaşıyoruz. Bunu söylemek benim için çok kolay çünkü bu kuralı aramızda uyması zorunlu hale getirmek isteyen ben bile bunu zorunlu hale getirecek koşulları reddediyorum.

Burada ben ve Tanrı'nın sesi olarak ikiye bölünen ben algısı var. Hepimizin içinde doğru olanı söyleyen bir ses var. Eğitim seviyemiz ne olursa olsun bu ses daima doğru olanı söylüyor ve bedenimiz de tam tersini söylüyor. Tanrı'nın ya da vicdanın ya da adına her ne diyorsanız fark etmez söylediği şey şudur: “Gıdaya ve güvenli bir barınakta uyumaya benim ihtiyacım olduğu gibi diğer tüm insanların da ihtiyacı vardır. Öyleyse ya bu ihtiyaçları onlara da ver ya da en azından onların da bu temel ihtiyaçlara erişmesine engel olma!”

Bedenin sesi ise şunu söyler: “Diğerleri hepsini yiyecek ve bana kalmayacak. Onlardan önce ben yemeliyim, güçlü olmalıyım ve gerekirse onları bu temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için kendime muhtaç hale getirmeliyim.”

Her iki ses de istisnasız tüm insanların içinde yankılanır. Burada insan bir seçim aşamasına gelir. Bedenin sesini dinlemek çok kolaydır, zaten içinde yaşadığımız dünya düzenini tamamen bu sesi dinleyerek oluşturduk. Zaman zaman insan hakları gibi büyük laflar etsek de uygulama aşamasında takılıp kaldık ve kendimizi kontrol edemedik.

Kişisel Deneyim Ve Temel Gerçeğin Farkına Varmak

Peki ben ne yapıyorum? Benim ismim Pınar Han Polat. Kırk yaşına geldim ve iş bulma umuduyla 20 yaşımdan 35 yaşım kadar sertifikalar satın aldım. Hiçbiri ev almama, bu dünyaya çocuk getirmeme ya da dünyayı gezmeme yetecek maddi kazancı sağlamadı. Gıda ve konut güvencesinin olmadığı koşullarda bunları sağlamak için tüm insanlığın büyük bir yarış içinde olduğunu ve bu yarışın son derece anlamsız olduğunu anlamam yıllarımı aldı. Bana ne lazımdı? Peki diğer insanlara ne lazımdı? Sadece 3 temel ihtiyaç vardı ve geri kalan her şey ama her şey bu üç temel ihtiyacın karşılanmasına bağlıydı. Bunu fark ettiğim ve mevcut yeteneklerimi bunu anlatmak için kullanabildiğime minnettarım.

Bir bebek dünyaya geldiğinde hemen beslenir, temizlenir, annesinin güvenli kucağına verilir. Tüm insanlık yaşamı boyunca bu koşulun devam etmesi için çaba harcayan bir organizmadan başka bir şey değil.

Okuduğum tüm kitaplardan, beni etkileyen tüm sanat eserlerinden, siyasi konuşmalar, devlet yönetimleri, savaşlar ve insanlar arasındaki ilişkilerden ortak bir çıkarımda bulundum. Dünyadaki en iyi ve en kötü insanın temel ihtiyaçları aynıydı. Öyleyse bunu zaten çok iyi bildiğimiz sanat eserlerini yeniden çizip boyayarak gösterebilirdim. Kitapları okuyorum, illüstrasyonları çiziyorum ve 3 temel ihtiyaç çerçevesinde yeniden yorumluyorum.

Dışarıda eleştirecek kimse yok. Adaletsiz mahkemeler, adam kayırmacı hükümetler, kaba liderler, acımasız katiller, vahsiler, cahil topluluklar ya da kadın düşmanları… onları bu şekilde tanımlamak için sabit bir referans noktasına ihtiyacım vardı. Ve bu nokta insanlık için sabit olmadıkça, kayıyor, dönüyor bir türlü objektif olamıyor. Ben bu noktayı tam merkeze çiviledim. Bu nokta 3 temel ihtiyaç garantisidir.

Şimdi ne yapmaya çalıştığımı örnekler üzerinden anlatacağım.

Sultan II. Abdülhamid Dönemi Ve Temel İhtiyaçların Yokluğu

Sultan 2. Abdülhamid döneminde Osmanlı İmparatorluğu ekonomik olarak kötü durumdaydı. Sultan dindarlığı ile bilinen son derece muhafazakar bir insandı. Osmanlı toprakları o kadar geniş bir alana yayılmıştı ki 2. Abdülhamid bu toprakları korumak için genç erkek nüfusunu cephelere gönderdi. Bu askerler ne evlenebiliyor ne de sevgili bulabiliyordu. Cephedeki görevlerine ara verip ne zaman İstanbul'a gelseler hemen kadın satıcılarına gidiyorlardı. Osmanlı devleti gibi dini hassasiyetlere önem verilerek yönetilen bir imparatorlukta bu bile kabul edilemezken bir şey daha oldu. Askerler zührevi hastalıklara yakalandılar ve çoğusu savaşamaz hale geldi. O zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu'nda kadınları satmak hem günah hem de yasaktı. 2. Abdülhamid askerlerine evlenin, yuva kurun, herkesle beraber olan, para karşılığında satılan kadın tüccarlarına zaten çok az olan paranızı vermeyin diyemedi. Çünkü savaşın pek çok sebeple devam etmesi zorunluydu. Ama en önemli sebep şuydu: ne 2. Abdülhamid'in, ne onun düşmanlarının, ne askerlerin, ne kadın satıcılarının ne de satılan kadınların gıda, güvenli barınak ve “komşunu kendin gibi sev” eğitimini almış bir toplum ihtiyacı garanti altında değildi. Bu işten kimse karlı çıkmadı. Üstelik bugün o insanların hiçbiri bu dünyada değil, tüm bu acıları yaşayıp öldüler.

Biz bundan ne ders çıkaracağız? Nasıl olsa öleceğimiz bir dünyadan ahlaklı bir insan olarak nasıl geçebiliriz? İster suikaste uğramaktan korkan bir padişah olsun, ister cephede zührevi hastalıktan silahını kaldıramayacak durumda olan bir asker olsun, her ikisinin de gıdaya ve huzur içinde uyuyacağı bir konuta ihtiyacı vardır. Öyleyse birbirimize bu ihtiyaçları garanti etmeliyiz.

Sanat Ve Tarih Aracılığıyla Yasayı Hafızalara Kazımak

Sanırım genel düşüncemi daha ilk örnekle anlatabildim. Bu şekilde devam edeceğim. İngilizce öğrenme sürecim devam ediyor. Eğer daha önceki makalelerimi okuduysanız çizdiğim illüstrasyonların bazılarını hafıza sarayı olarak kullandığımı da yazmıştım. Bu detaylı çalışmayı tek başıma yapmaya karar verdim. Herkese açık paylaşacağım kısım ise bu şekilde devam edecek. Yani bir illüstrasyon üzerinde tarihi konuyu inceleyip açıklayacağım. 3 temel ihtiyacın nasıl garanti altına alınabileceğinden bahsedeceğim ve böylece hafızalarımıza “komşunu kendin gibi sev “ yasasının her bir olayla kazınmasını sağlayacağım.

Bu örnekte, 14 yıl boyunca Osmanlı sarayına hizmet eden Fausto Zonaro isimli İtalyan ressamın 2. Abdülhamid tablosundan esinlendiğim illüstrasyonu görüyorsunuz. II. Abdülhamid 1909'da tahttan indirilince, Zonaro da bir anda tüm unvanlarını ve ayrıcalıklarını kaybetti. İşi ve güvencesi elinden alınan ressam, gözyaşları içinde çok sevdiği İstanbul'u terk edip İtalya'ya dönmek zorunda kaldı.

İster saray ressamı isterseniz de sıradan bir vatandaş olun, gıdanız ve barınağınız garanti altında olmadığında hayatınız mahvolur. Bizler kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri başkalarına yapmamaya söz vereceğiz. Bunun için gerekirse kameralarla denetlenmeyi, ortak bir “komşunu kendin gibi sev” yasasına uymayı bedenimiz istemese bile kabul edeceğiz.