3NEED.ART
15 Şubat 2026

Hermetik Gelenekten Ayrılan Yol: "Tanrı Olmak" Mı, Yoksa Tanrısal Amaca Hizmet Etmek Mi?

Hermetik Düşünce İle Yolların Ayrılması

Okuduğum kitabı bazen yarım bırakırım. Hermetik Gelenek kitabı da böyle bir kitap oldu. Tüm hermetikler böyle midir bilmiyorum ama bu kitaptaki genel düşünce yapısı bencilliği beslemek üzerine olduğu için içime sinmeyen bir tarafı var.

Özetle üç yüz sayfalık kitabın yüz yirmi ikinci sayfasında bu kitabı okumayı bırakıyorum. Eğer dünyayı değiştiremiyorsam, kendimi değiştirmeliyim düşüncesi bunu nasıl uyguladığımıza göre yanlış ya da doğru olur. Eğer dünyayı tek başımıza değiştiremeyeceğimizi, kendimizi de değiştiremeyeceğimizi, bunun için doğru çevrenin yardımına ihtiyacımız olduğunu, bunun için doğru ortamda ve doğru şekilde çalışmamız gerektiğini düşünürsek kendimizi tüm dünyanın yararına kutsal bir insana dönüştürebiliriz.

Hermetik geleneğe göre, dünya zaten kötü, acımasız, acayip, mantıksız şeylerle dolu. Madem öyle bunlara kendime göre bir anlam yüklerim. Bana acı veren, üzen, sinirlendiren her şeye karşı duyarsızlaşırım ve başkalarını görmezden gelirim. Benimle aynı düşünceye sahip duygusuz bir grup insanla simgesel, özel bir dil konuşurum, zaten sıradan insanlar bu dili anlamazlar… Gibi bir şey.

İngilizce benim ana dilim değil ama yapay zeka vasıtasıyla ve üstün azmimle (gülümseyerek ve sabırla) kitabın neredeyse yarısını okumuş oldum.

"Tanrı Olmak" İle "Tanrı'ya Benzer Olmak" Arasındaki Fark

Tanrı'nın duyguları olmadığını söyleyen bir anlayışla, benim de çok savunduğum bir meseleden kitap okuyucularını yakalamaya çalışıyor. Tanrı gibi olacağım burada “Tanrı olacağım” fikrine dönüşüyor.

Tanrı gibi olmak deyimini ben de sık kullanırım ama şu amaçla: Tanrı ya da doğa insanın yaşaması, beslenmesi, barınması için her türlü hammaddeyi verir. İnsan da eğer Tanrı gibi olmak istiyorsa diğer canlılara karşı ne kadar yapabiliyorsa böyle davranmalıdır. Benim kastettiğim şey “Tanrı olmak” değil, “Tanrı'ya benzer olmak”, sıradan bir hayvan bedeninin içinde kutsal bir savaşçıya dönüşmek. Bu savaşı başkalarının acılarına karşı barınma ve gıda sorununa karşı duyarsızlaşmak için vereceğimize, kendimizi üstün bir varlık olarak gören, diğerlerinden çok daha fazla pasta yemek isteyen hayvansal arzularımızı terbiye etmek için kullanmak. Ona ciddi gözlerle bakıp, “Şimdi bu bir dilim havuçlu keki yiyebilirsin, ama ondan aldığın enerjiyle dünyadaki herkesin fırınında havuçlu kek pişirebilmesi uğruna bir şeyler yapacaksın, bu bol kremalı tarçınlı cevizli keki ancak bu şekilde hak etmiş olursun.” diyebilmek.

Hermetik Yanılgı: Kendini Kandırma Ve Tanrısal Uzaklık

Hermetik geleneğe uyanlar sanırım katı diyetler yapıp, uykusuz günler de geçiriyorlarmış. Bunlar kesinlikle doğru değil. Şişmansak daha az yemek yeriz olur biter. “Ben Tanrı olacağım, o yemek yemez, ben de yemeyeceğim” demek sadece kendini kandırmak olur. Duygusuz gözlerle etrafına bakan, bak nasıl da on gündür uyumadım diye hava atan biri nasıl Tanrı olabilir?

Neyse, eğer hermetik gelenekçiyseniz sizden gerçeği gizlemek istemedim. Hiçbir zaman Tanrı'nın doğrudan kendisi olmayacaksınız. Eğer varlığı ikiye bölüp, hermetik geleneğe uyanlar Tanrıdır, diğerleri ise değildir diyorsanız zaten kendinizle çelişiyorsunuz. Dünyanın öteki ucunda açlık çeken bir adamın Tanrı'nın dışında olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Aç ya da tok, iyi ya da kötü her şey Tanrı'ya dahil.

Eğer herkes için gıda, herkes için güvenli barınak ve “komşunu kendin gibi sev” eğitimini herkes için garanti etmek için çalışıyorsak Tanrı'ya daha yakın; eğer sadece kendimiz için havuçlu kek pişirip, hepsini kendimiz yemek istiyorsak Tanrı'dan o kadar uzak oluruz. Eğer daha da uzak olmak istiyorsak, kendimize bile bir dilim kek vermeyip “Ben Tanrı oldum, bak nasıl da kek yemiyorum bir Tanrı gibi” diye düşünen bir hermetikçi olabiliriz.

Böyle düşünüyorum. Eğer bu metni okunmaya layık gören alçakgönüllü hermetikçi biri varsa artık hermetikçi olmaz belki de. Neyse, nihayetinde bu kitabın kapağını şimdilik kapatıyorum ve Julius Evola ve takipçilerine iç huzuru diliyorum.

Kelimelerin Anlam Kayması: "Pavyon" Örneği

Bugün yeni bir şey öğrendim: Pavyon kelimesinin başka bir anlamı daha olduğunu. Pavyon deyince içinde adamların kusana kadar içtikleri, konsomatrislerle gülüştükleri, yüksek sesli müzikle kendilerinden geçtikleri yerler geliyor aklımıza Türkiye'de. Dünyanın hiçbir yerinde bu manaya gelmiyor. Pavyon, sergi sarayı demek, mesela Topkapı Sarayı'ndaki Revan Köşkü dünya standartlarında bir pavyon.

Ekonomik sorunlar sadece insanlar arasındaki ilişkilere değil, dilin kullanım biçimine de zarar verir. Kelimelerin anlamı değişir ve nesilden nesile bozulur. Pavyon kelimesinin doğru anlamını, bu mekanların asıl görevlerini Türkiye'de kabul ettirmek artık mümkün değil.

Kadınları neden bir platformda oynatıyoruz? Neden onları konsomatrislere çeviriyoruz? Neden gıda ve barınak sağlamak için insan onuruna uymayan işler yapmak zorunda kalıyorlar? Ve neden pavyon gibi neredeyse bir kız ismi olabilecek kalitede bir kelimeyi bu çirkin davranışlarımızın üzerine etiket olarak yapıştırıyoruz?

Aynı durum Almanlar için “lider” anlamına gelen “Führer” kelimesinin de başına gelmiş. Yani normalde lider kelimesini tüm dünya gerçek anlamıyla kullanıyor ama Almanya'da lider yani “Führer” dediğiniz anda insanların tüyleri diken diken oluyor. Onlar için tek bir Führer var o da Adolf Hitler.

Kutsal Yasa İçin Evrensel Tanımlar Ve Gelecek Nesle Borcumuz

Kelimeleri neden yeniden tanımlamamız gerektiğini şimdi daha iyi anlayabiliriz. Komşunu kendin gibi sev kutsal yasasının evrensel bir tanımını yapmak ve dünyanın neresinde olursak olalım aynı anlama gelmesini sağlamak bu neslin en temel görevi olacak. Bunu şöyle tanımlayabiliriz:

  1. Herkes için gıda
  2. Herkes için güvenli yaşam alanı
  3. Komşunu kendin gibi sev eğitimi

Soru soracaklar: Herkes için gıda nasıl olacak? Cevap vereceğiz: Tüm yeryüzünü gıda ormanları ile kaplayarak, ihtiyaç duyan her insanın hasat etmesini garanti ederek.

Soru soracaklar: Herkes için güvenli barınak nasıl olacak? Cevap vereceğiz: Bir kadın hamile kaldığı anda karnındaki bebek için derhal 3D teknolojisi ile doğal malzemelerden doğacak bebek için yaşanabilir bir konut inşa ederek, yaşamı boyunca barınmasını garanti ederek.

Soru soracaklar: “Komşunu kendin gibi sev” yasasına nasıl uyulur? Cevap vereceğiz: Her yere yapay zeka destekli otomasyon sistemleri ile kontrol edilen kameralar yerleştireceğiz. Kendimiz için istemediğimiz hiçbir şeyi başkasına yapmayacağız. Gıda ormanlarını ve güvenli yaşam alanlarını geliştirmek, komşularımızın yaşam koşullarını iyileştirmek için çalışacağız ve bunun kayıt altına alınmasını garanti edeceğiz. Bu yasaya uymamanın tüm bahanelerini ortadan kaldıracak yüzde yüz şeffaf bir yaşam biçimini benimseyeceğiz.

Dilberler her zaman gıda ve barınağı garanti altında olan iffetli kadınlara dönüşecek. Pavyonlar, insanların kutsal yasayı tekrar ettiği tapınaklara dönüşecek. Führer, herkes için gıda, herkes için güvenli yaşam alanı ve “komşunu kendin gibi sev” eğitiminin liderine dönüşecek.

Bu bizim gelecek nesle olan borcumuz. Ödemek zorunda olduğumuz tek kredi borcu bu. Kredisi yaşam süremizdir. Ödemeyenler bu çirkin dünyaya geri gelecek. Borç, tahsil edilene kadar!